Yararsız hakikat ve Pegasus çalışanları sorunu

27 Nisan’da bir grup Pegasus çalışanı, mesai saati bittikten sonra, içkili bir mekana eğlenmeye gitti. Gecenin eğlenceli bir anında fotoğraflar çekildi ve sosyal medyaya yüklendi. Fakat yüklenen fotoğraflardan birinin üstüne iliştirilen mesaj, sığ bir tar…

27 Nisan’da bir grup Pegasus çalışanı, mesai saati bittikten sonra, içkili bir mekana eğlenmeye gitti. Gecenin eğlenceli bir anında fotoğraflar çekildi ve sosyal medyaya yüklendi. Fakat yüklenen fotoğraflardan birinin üstüne iliştirilen mesaj, sığ bir tartışmayı da alevlendirdi. O gecenin Kadir Gecesi olması, muzırlık konusu yapılmıştı. Fotoğraf “Kadir Gecesi Özel” notuyla paylaşıldı. Altına da “Rabbim kabul etsin” yazıldı. Bu paylaşımı yapan kişi, öfke dolu değildi. Bir kesimi aşağılamak gibi bir niyeti de yoktu. Tam olarak sonucunu kestiremediği bir “şaka”nın peşindeydi. Kadir Gecesi’nde rakı içiyorlardı ve fotoğrafı paylaşan kişi herkesten farklı olmanın komikliğini vurgulamak istemişti, hepsi o…

Fakat bunu o masada daha önce oturmuş olanlar, yani arada sırada arkadaşlarıyla bir araya gelip iki kadeh rakı içmeyi sevenler olarak “bizler” biliyoruz. Yüzlerce yıldır yapıyoruz bunu. Bu topraklara aitiz. Bu gençler, Müslümanlarla değil kendileriyle alay ediyorlardı. Biz, bu muzır şakaların arka planının ne kadar tehlikesiz, ne kadar iyi niyetli olduğunun farkındayız. Ama herkes durumun farkında olmayabilir…

Ertesi günü, “Kadir Gecesi Özel” notuyla internetin sonsuzluk kuyusuna düşen bu fotoğraf, birkaç yüksek takipçili hesabın konuyu gündem etmesiyle meşhur oldu. Mesela şarkıcı Ali Şan, fotoğrafı “Her konuda mizah yapabilirsin ama konu din olunca bunu yapamazsın. Kimse kimsenin içtiğine, yediğine, inancına karışamaz. Ama kimse dinime küfredemez” ifadeleriyle paylaştı.

Elden ele yorumlanan bu fotoğraf, Ali Şan’a gelene kadar belli ki biraz öfke biriktirmişti… Bu fotoğraf birçok Müslümana itici gelebilirdi. Benzer şakalar, Alevilere, Hristiyanlara, Musevilere dönük yapıldığında da itici olabiliyor. Bu nedenle, bu tip gırgırların sosyal medya platformlarında paylaşılmasına karşıyım.

Ama olan olmuş, belki de bir miktar alkolün yarattığı neşe ile vaziyetin arka planını düşünememişti gençler. Fakat, bu gençlerden biri 27 Nisan gecesi her şeyden habersiz uyusa ve 2 gün sonra uyansa, uyandığında hakkında bir savcılık soruşturması başlatıldığını üzerine bir de çalıştığı Pegasus’tan kovulduğunu öğrenecekti. Biraz fazla olmamış mıydı?

28 ve 29 Nisan günlerinde, kamusal tartışma yeteneği elinden alınmış olan toplumumuz, sosyal medyada bu meseleyi enine boyuna ele aldı. Kimileri Pegasus’tan atılmalarının yetersiz olduğunu hapse de atılmaları gerektiğini söyledi. Kimileri ise bu tip paylaşımlarda hiçbir mahsur olmadığını, Müslüman çevrelerin sinirine dokunarak vurguladı. Günün sonunda bu tartışma, arkasında pek çok manzara bıraktı. Bunlardan biri kamusal tartışma yeteneğimizi kaybettiğimizin tümüyle ortaya çıkması oldu. Geçmişte bu yeteneğimizi TV’lerdeki açık oturumlarla eğitirdik. Mesela, Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı gecenin geç saatlerine kadar devam eder, bu programda tek bir konu, saatlerce, enine boyuna tartışılırdı.

Aradan geçen yıllarda, özellikle 2010’larda Türkiye ‘silahsız bir iç savaş’ı* andıran kamplaşmanın içine sürüklendi. Toplumun bir bütün halinde üstesinden gelmesi gereken sorunlar bu ortamda tartışma zeminini kaybetti. Artık köklü sorunlarımızı ya konuşmuyor ya da politik kamplaşmanın motivasyonuyla tartışıyoruz. Bu beceriksizliğin nedenlerine burada girmiyorum.

Çatışmanın yürüdüğü yer sosyal medya. Kanaat önderlerinin bir araya geldiği buluşmalar, burada yerini toplumun tüm kesimlerinin içine sürüklendiği kakafoniye bıraktı. Fakat burada “hakikati” ara ki bulasın.

Tartışmanın tarafları fikirler değil “mahalleler”. Bir mahalle kavgasının ortasındayız. Politik olduğunu düşünüyoruz ancak olanca sığlığıyla apolitik bir atmosferin içindeyiz. Bu ortamda hakikati aramak pek mümkün değil. Zira hakikat günün sonunda mahallenizin kavgasına fayda sağlamazsa -ki genelde sağlamıyor- itibar görmüyor. Bugünlerde kimse “faydasız hakikatin” peşine takılmıyor. Halbuki bu faydasız hakikatler kamusal tartışmanın olmazsa olmazı değil mi?

Garo Paylan’ı linç ederken birine aynı mahalleden bir başkası “Katılmayabiliriz ama demokrasinin olmazsa olmazı milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı değil mi” diyemiyor. Çok daha temel gündemlerimizde bu yüzden bocalıyoruz, tartışamıyoruz. Sığınmacılar sorununu derinlikli biçimde ele alamadık. Çünkü “mahallemiz” tüm coşkusuyla kavganın tam ortasındayken, tad kaçıran biri mahallenin baskısına maruz kalıyor. Dolayısıyla tartışmalarımız derinleşerek ilerlemiyor.

Pegasus çalışanlarının “Kadir Gecesi Özel” paylaşımını da aynı şekilde ele aldık. Konu geçti gitti, dönüp bir daha tartışacak değiliz. Önümüze konanı afiyetle yedik. Bu olaydan hareketle “Bu şakalardan toplumumuzun bir kısmı incinebilir. Bu nedenle böyle gırgırları sosyal medyaya taşımamak lazım” diyemedik. Kendi adıma demeye yeltendim ve bir okurumuz bana şöyle yazdı;

“Haklı olabilirsiniz ama bazen susmak kendi değerlerimizi korumak açısından daha faydalı oluyor”.

Gördüğünüz gibi “Faydasız hakikat” değer görmüyor. Kendi değerlerimizi korumak bazen susmaktan geçiyor! Hakikati susturan bu mahalle kavgasının bir an önce sona ermesi, gerçekten politik bir tartışma zeminine kavuşmamız dileğiyle…

*Silahsız bir iç savaş benzetmesi Siyaset Bilimci Nuray Mert’e ait.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir